|
Tweet | Tarih: 16-04-2026 09:52 |
Ateşkes sonrası pazarlık: Kim ne istiyor?
ABD, İsrail ve İran arasındaki savaş, ateşkesle birlikte yeni bir aşamaya girdi. Ancak sahada çatışmaların büyük ölçüde durmasına rağmen, krizin sona erdiğini söylemek için henüz erken. Çünkü dikkatler artık cephe hattından çok müzakere masasına çevrilmiş durumda.
Pakistan’ın ara buluculuğunda yürütülen temaslar, tarafların doğrudan karşı karşıya geldiği yeni bir sürecin kapısını araladı. Ancak bu süreç net bir uzlaşıdan çok, belirsizliklerin öne çıktığı bir tablo ortaya koyuyor. 10 maddelik bir plan üzerinden yürütüldüğü belirtilen görüşmelerde tarafların mutabık kaldığı açık bir metnin paylaşılmaması, sürecin daha en başında muğlak bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Birinci turda herhangi bir somut sonuç alamayan taraflar ikinci tur görüşmelerine hazırlanıyor.
ABD ile İran arasında Pakistan'da yapılan birinci tur görüşmelerde herhangi bir somut sonuç elde edilemedi. Fotoğraf: AA
[ABD ile İran arasında Pakistan'da yapılan birinci tur görüşmelerde herhangi bir somut sonuç elde edilemedi. Fotoğraf: AA]
Sahadaki gelişmeler de bu belirsizliği destekliyor. Ateşkese rağmen İsrail’in Lübnan hattında saldırılarını sürdürmesi, ABD’nin Hürmüz Boğazı çevresinde askeri baskıyı artırması ve İran’ın buna karşılık sert mesajlar vermesi, tarafların nihai hedeflerinden vazgeçmediğine işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump, son açıklamasında “Hürmüz açılmalı, aksi halde çok daha sert adımlar atarız” diyerek baskıyı açık şekilde ortaya koyarken; İran tarafı ise “Boğaz üzerindeki kontrolümüz egemenlik meselesidir” vurgusuyla geri adım atmayacağını duyurdu.
Tüm bu gelişmeler, tarafların yeniden pozisyon aldığı kırılgan bir geçiş süreci yaşandığına işaret ediyor.
Tarafların talepleri: Masada denge arayışı
Müzakere masasındaki en temel sorun, tarafların taleplerinin birbirine temas etmekten çok, birbirini dışlayan bir çerçeveye sahip olması.
Bölge Araştımaları'ndan (BAM) İran Uzmanı Dr. Hurşit Dingil’e göre süreç, daha başlangıç aşamasında maksimalist talepler üzerinden şekilleniyor. Pakistan’da yürütülen görüşmelerde tarafların ortak bir metin açıklamaması da bu durumun en somut göstergesi. Dingil, bu tabloyu “psikolojik üstünlük kurma çabası” olarak değerlendirirken, tarafların manipülasyonlara açık bir müzakere zemini oluşturduğuna dikkat çekiyor.
Dünyanın önemli enerji akış merkezlerinden biri olan Hürmüz, çift taraflı olarak kapalı durumda.
[Dünyanın önemli enerji akış merkezlerinden biri olan Hürmüz, çift taraflı olarak kapalı durumda. ]
İran’ın talepleri oldukça net: Dondurulmuş mal varlıklarının serbest bırakılması, yaptırımların gevşetilmesi ya da kaldırılması, savaşın ekonomik sonuçlarının telafi edilmesi ve en kritik başlık olarak Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün korunması.
ABD cephesinde ise güvenlik eksenli talepler öne çıkıyor. Washington, İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağına dair kesin ve bağlayıcı bir taahhüt istiyor. Bunun ötesinde, “sıfır uranyum zenginleştirme” talebi ve mevcut zenginleştirilmiş uranyum stokunun tasfiye edilmesi gibi sert başlıklar masada tutuluyor. Açık kaynaklara göre İran’ın yaklaşık 540 kilogram yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum kapasitesine sahip olması, bu başlığı daha da kritik hale getiriyor.
Bu iki yaklaşım yan yana getirildiğinde ortaya çıkan tablo oldukça net: İran ekonomik ve egemenlik alanını korumaya çalışırken, ABD İran’ın stratejik kapasitesini sınırlamayı hedefliyor. Bu nedenle müzakere masası, uzlaşmadan çok güç dengesi mücadelesinin devam ettiği bir alan olarak öne çıkıyor.
Ateşkes sonrası pazarlık: Kim ne istiyor?
Nükleer dosya: Kırılma noktası mı?
Müzakerelerin merkezinde yer alan en kritik başlıklardan biri İran’ın nükleer programı. Ancak dikkat çekici olan, bu başlığın sahadaki askeri ve siyasi gelişmelerle birlikte yeniden şekillenmesi.
Dr. Hurşit Dingil, mevcut süreçte dikkat çeken önemli bir değişime işaret ediyor. Önceki müzakere dönemlerinde sıkça gündeme gelen balistik füze programının bu süreçte doğrudan masaya gelmemesi. Bu durum, İran’ın çatışma boyunca kullandığı asimetrik kapasiteyi büyük ölçüde koruduğunu gösteriyor.
İran'ın çatışma boyunca başvurduğu asimetrik kapasiteyle Balistik füze programını koruduğu anlaşılmaktadır. Buna karşın ABD'nin uranyum zenginleştirme programını sıfırlanması dondurulması ya da barışçıl oranlara getirmeye çalışması eğilimleri de kazanç-taviz dengesinde tavizleri dengeleme çabası olarak değerlendirilebilir.
Dr. Hurşit Dingil
Buna karşılık ABD’nin nükleer program üzerinden baskıyı artırması, müzakerelerde bir dengeleme stratejisi olarak öne çıkıyor. Washington’un “sıfır zenginleştirme” hedefi, yalnızca teknik bir sınırlama değil, aynı zamanda İran’ın uzun vadeli stratejik kapasitesini törpülemeye yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası kurumların değerlendirmeleri de bu tabloyu destekliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) verileri, İran’ın zenginleştirme kapasitesinin son yıllarda ciddi şekilde arttığını ortaya koyarken, bu durumun müzakere sürecini daha da karmaşık hale getirdiği belirtiliyor.
Dolayısıyla nükleer dosya, müzakerelerin kaderini belirleyecek temel kırılma noktası olarak öne çıkıyor.
Ateşkes sonrası pazarlık: Kim ne istiyor?
Sahadan masaya: Hibrit baskı dönemi
Ateşkes sonrası dikkat çeken bir diğer gelişme ise çatışmanın doğrudan askeri yöntemlerden daha karmaşık bir baskı modeline evrilmesi.
Dr. Hurşit Dingil, bu süreci “hibritleşme” olarak tanımlıyor. Ona göre, çatışma öncesinde daha yoğun ve doğrudan askeri güç kullanımı söz konusuyken, müzakerelerle birlikte bu durum yerini askeri ve ekonomik araçların birlikte kullanıldığı daha karmaşık bir yapıya bıraktı.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yönelik başlattığı askeri abluka bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. Bu adım İran’a karşı bir baskı unsuru olurken, aynı zamanda küresel enerji dengeleri üzerinden daha geniş bir mesaj içeriyor. Özellikle Çin’in enerji tedarik güvenliği açısından Hürmüz’e olan bağımlılığı düşünüldüğünde, bu hamlenin bölgesel olduğu kadar küresel bir boyutu da bulunuyor.
Hürmüz Boğazına yönelik askeri abluka ABD'nin bu yolla İran’ın yönelik yaptırımların kaldırılması ve yaptırım muafiyetlerine karşı bir başka dengeleme yoluna başvurduğu gösteriyor.
Dr. Hurşit Dingil
Bu nedenle mevcut süreç, klasik bir savaş-sonrası müzakere döneminden çok, farklı araçların aynı anda devrede olduğu çok katmanlı bir güç mücadelesi olarak şekilleniyor.
Gelinen noktada ateşkes, taraflar arasında kalıcı bir uzlaşının başlangıcından çok, yeni bir denge arayışına işaret ediyor.
Tarafların talepleri arasındaki derin farklar, kısa vadede kapsamlı bir anlaşma ihtimalini zayıflatıyor. Buna karşılık sahadaki gerilimin tamamen ortadan kalkmaması, müzakerelerin kırılgan bir zeminde ilerlediğini gösteriyor.
Dolayısıyla mevcut tablo, 7 Ekim'de başlayan Gazze soykırımından bugüne devam eden krizin biçim değiştirerek ilerlediği bir sürece işaret ediyor.