|
Tweet |
KARŞITLIK PARADOKSU
Kavramlar; çoğu zaman reel hayatın üzerinde etken olmaktadır. Bu nedenle, sipesifik koşulları gereği hayatın değişmez parçası olurlar.
İşte, bu kavramsal varlıklar altında edilgen yaşam, absürd bir şekle dönüşür. Busosyal varlığın çatışkı halini almasıdır. Bu da sosyalitenin yalanla tanışmasıdır.
Karşıtlık sahibi. Her ne kadar ortaya çıkarttıkları bu durumu ; “Kökleşmiş inanışlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce olarak da tanımlanabilir ” mantığı ile savı haline getirse dahi, aslında Doneleri sürrealisttir. Bu nedenle düşünsel yapıları, sağlam zeminde ve yerleşik durmaz.
“Bütün Kürtler iktidar gibi düşünür” veya “Bütün Türkler iktidara karşıdır” bu örneklemeler bir çelişkinin ürünü müdür? Baştan aşağıya evet!
Çelişkiye dayalı bütünsellik sistematik bir baskının getirisidir. İrade ile oluşmaz. Çünkü, birey merkezli değil, bütünselliğinin yarattığı baskının temeli olan, sistem merkezlidir. İşte bu, arzulanan demokrasinin elde edilemeden temelinden yok olması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ülkemizde belli güçlerin ısrarla istediği, artık dayatmaya dönüştürdüğü Statükocu kalıp yargılar, yenilemeyen egoların ve kaybedilen konforun iflah olunmaz paradoksundan başkaca bir şey değildir. Gündemi oluşturdukları konunun ortasında insan yok! Onun yerine sistematik dayatma orjinli bütünsel Emperyal politikalar var.
Tabi ki, bu durumun ortay çıkarttığı, orada mısın, burada mı? karşımı yoksa taraftar mı? açmazı, çağdaş felsefede her ne kadar çeşitli yorumlara dayansa da, aslında zorlayan bütünsel, baskın ve dayatmacı paradoksa bu denli rastlanılmamıştır.
Hukuki kurumsallıktan uzak bu durum, Marksist ve Leninist ideoloji ile yola çıkan, zaman, zaman sosyalist akımı felsefe kabul eden, meta fiziği ateşle kısıtlayan ve mevcut hali ile meşruiyet arayan malum siyasa, tüm bunları aşıp, batı oligarşisine angaje olması ve ortaya çıkarttığı paradigmasıyla, toplum hayatına karşın psikolojik baskı kurmasıdır.
Sistemi kontrol eden ve yönetenler; ezberi mi bozuyorlar, ya da alışkanlıklardan mı vazgeçiyorlar? İzlenen süreç! Bu durumlar üzerinde düşünmek, tartışarak ve üretmekgerek. hatta, aykırılıkların dahi gözetilebilindiği demokrat bir işlevselliğin nasıl hayata geçirileceğini kontrollü temellendirmek gerekir.
Eğer süreç işlerken büyük patron ve malum türevlerinin uzantısı siyasal aktörlerin Obsesif davranış sergilemesi trendin de, iç muhalefetin üstlendiği pozisyonun yarattığı öznel Kaos Regresif davranış sürecini ortaya çıkartmaktadır. Angajman zorluğu çeken, ekonomi politiği üretkenlikten uzak, ortaya attıkları çıktıları komformist anlayıştan öteye geçmeyen, kurum ve kuruluşların eski devri sabıklarının servis ettiği kurumuş fikirlerin çelişkisi muhalif sistem sahibinin paradoksu değil de nedir?
Tüm bunlar ; sözde muhalif Akillerin Emperyalizmin ışığında aydınlanma tercihlerinin, başlamadan bitişinin PARADOKSUDUR..
Erhan DEMİR