Bugun...



Yurttan Sesler Tayfun ÜNAL yazdı...

Tarih: 08-01-2019 20:57:35 Güncelleme: 08-01-2019 23:29:35 + -


Eğitimci, Şair, Yazar, TV Programcısı Tayfun Ünal yazılarıyla www.turkiyebulteni.com da..


Yurttan Sesler Tayfun ÜNAL yazdı...

Yazıyorum. Hazır mısınız?

Sırtımın kaşıyamadığım yerini anlatacağım.

Akademik tahsili ile nasiplenemediğim edebiyat sanatına olan merakım ve iki dirhemlik kabiliyetimi, ne münasebetle bilmem ama eleştirmeye pek hevesli olanlara peşin cevap vererek giriş yaparsam, ne derler acaba kaygısından kurtulacağımı düşündüm.

Efendiler, siz ve ben, hepimiz Adem’den olma Havva’dan doğma birer beşeriz, birer insanız. İnsan dediğimiz de o ki, eti yenmez derisi giyilmez. İnsan dediğimiz o ki el ayak, dil dudak, saç ve kaş, yüz ve gözden müteşekkil bir beden. Ancak suret mi insan, siret mi insan diye apaçık soracak olursak, net cevap sirettir.
Madem öyle, yüz değil özdür insan, şu tabirle birbirimizi değerlendirebilir, insanlık terazisinde tartabiliriz. Destinin içinde ne var ise dışına da o sızar.
Üslubu beyan, ayniyle insan. 
O halde şöyle bakalım meseleye; Temiz, içilir olduğuna kanaat getirdiğimiz bir su gözesi bulunca, şifa niyetine iki yudum nasiplenmekte fayda var.

Nasrettin Hoca’ya, bize bir hayat dersi ver Hoca’m, demişler. Dinleyeni bulunca anlat, anlatanı bulunca dinle, demiş.  Hoca Nasrettin den daha iyi mi biliyorsunuz?

Dizinin dibinde oturup sohbetinden istifade ile hayatıma yön vermeye çalıştığım, benden yaşça büyük ya da küçük her ilim sahibine minnet ve şükranla Bismillah diyeyim.

Kolay değil dostluk ve arkadaşlık kurabilmek. Bir geçmiş tesis etmeli, birtakım testler ile güven imar etmelisiniz. Aksi halde mezara kadar değil, pazara kadar sürer hukukunuz. Bahse değer en müstesna kurum olan aile ve onun fedakar ortaklarına değinmek, onları teşhir numunesi kabilinden vitrine yerleştirmek herhalde harikulade bir tercihtir. Aşk ile başlayan, idamesi için fedakarlıklar, feragatler gösteren iki kişiden biri bir sebeple yuvadan uzaklaşırsa

Al almanın beşini
Topla eteğin peşini
Yalınız yatamam ki
Verin benim eşimi

diye bir çığlık, bir feryat duyarız. Öyle ya, canı yanan bağırır. Ayrılık ne can acıtan bir yaradır. Vermeye Allah başa.
Aşk ne güzel bir şey ki, hamuru demir, demiri hamur yapıyor. Kadında letafet ve zarafete, erkekte incelik ve nezakete vesile oluyor.

Aşk beni arif etti
İnceltti zarif etti
Ben aşkı bilmez idim
Aşk beni tarif etti

Hangi demir bilekli, taş kalpli GİBİ görünen söylemiş bu sözü acaba? Vesilesi güzel efendim, detayda boğulmaya  ne gerek.

Arzu hal etmeye seni tenha bulamam
Seni tenha bulunca, kendimi asla bulamam

Kem niyetli olmasa da fıtratının gereği, zayıflığını da böyle samimi ve sade bir şekilde itiraf ediyor işte.

Pek becerikli değildir aşık milleti. Onları böyle dillendiren şey ayrılık acısıdır. Becerikli olsalar, ayrı düşmezlerdi.

Bilmedik zevki visalin, çekmeyince firkatin
Olmadıkça hasta, kadrin bilmez insan sıhhatin

Uzun lafı kısa yapıp, cemiyet ve sosyal şartlara uygun bir lisanla tarif etme yeteneğini devreye sokup, figanı beyitleştirmiş, ne diyelim.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur diyenin ne büyük bir yanlış laf ettiğini Atsız Ata nasıl ispatlıyor bakın,

Bir yaram var ona merhem vuramam
Bir hayal ki gönülden taşıyor
Ayırırken bizi yollar ve zaman
Kalbim sana daha çok yaklaşıyor

Öyle bir işlendin ki içime, öyle sağlam bir bağ ile bağlısın ki kalbime, uzaklık kalbimi sana daha da yaklaştırıyor şeklinde dile getiriyor.

Şuaradan olan bir kardeşimiz Afşin’in dörtlüğü mermer kaide gibi çöküp kalır burada.

Şu dünyada ne varsa
Sana dair etmişler
Seni bana gösterip
Beni şair etmişler

Anlatılması gerekeni, anlatmak istediğinizi doğru anlatamadığınız, doğru anlatayım derken yüzünüze gözünüze bulaştırdığınız olmadı mı hiç? Olmuştur. Sonra pişmanlık, sonra hayıflanma, sonra kendi kendine kızma, hesap sorma, ceza verme hatta Allah korusun ruh sağlığınızın bütünüyle tahribi…

Her ne kadar inkar etse de, söylediğinin tersi anlamına gelen cümleler kuran bir şairin dörtlüğüne bakalım mı?

Ahımı hicranımı sakladım gizli tuttum
Gönlünü yıllar yılı hayalinle avuttum
Gitti gençlik yıllarım, dönmez asla geriye
Yazık ki dönse bile o sevdayı unuttum

Külliyen yalan, dedirten bir acı çektiği, dün kadar yakın duygulara sahip olduğu ne kadar açık. Bir başka şairin bunu anlatan çok anlamlı, çok kısa bir şiirini hatırladım.

Seni sevmediğimi söyledim.
Anladılar…

Böyle kısa bir cümleyle, böyle uzun bir konuyu dile getirmek ne büyük bir kabiliyet. Takdir etmemek elde değil.

Rahmetli Bahattin amcanın, Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman şiirindeki en can alıcı bölüm bana göre şurasıdır,

Sen bir zümrütankaydın, elim tüylerine değdi.
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?

Zümrütankaya dokunduğunu söylüyor, sevda diye bir duvar, yani öbür taraftaki asıl muhteşeme ulaşmasına engel olanı aştığını söylüyor.

Biz kim, bu cümledeki sır perdesinin arkasını görebilecek olan kim. Maalesef efendiler, henüz kitabın o sayfalarına gelemedik, kabul edelim. Fakat tam ikisinin ortasına geldiği için çelişkili duygusal git-geller yaşayıp, bunu dillendirmeye başlayanlarda olmuş tabii ki.

Zannederdim aşkımı bir şuha bağlarsam geçer
Yar eliyle yaramı bir kerre dağlarsam geçer
Bitmiyor ah-ı figanım bülbüli şeyda gibi
Geçmiyor gülmekle hüznüm, belki ağlarsam geçer

Huzur; adı var, kendi yok. Huzur, içinde olmalı insanın. Huzuru olmayan insan dünyanın neresinde olursa olsun, huzursuz olur. Derler ya hani, ayakkabın dar ise eğer, dünya nekadar geniş olursa olsun, ne fark eder.

Adamın birisi sormuş: Nerelisin?  Demiş ki beriki: Dertliyim. Sarılmış boynuna soruyu soran, BENDE demiş. Öyle işte…  Anlatanın anlattığını görmüş, yaşamış olması mühim değil mi?

Ben de zorla kaşınıyorum arkadaş. Dur bi lafı değiştirip havayı yumuşatayım azıcık.

Deli Mahmut’a demişler ki: Trabzon Spor ’un maçı var, gelir misin? Mahmut bu, aykırı ya: Gelirim ama oynamam, demiş.

Doğruyu söylemeli, hep doğruyu. Fakat, yanlışı yapmamalı. İnsanı neye zorlarsanız, onun münafığı yaparsınız.

İki çift doğru laf ettik, hemen sehpaya çıkarmayın. Derdi olan neylesin?

Tam da bu hali anlatan bir türkümüz var çığlık çığlığa.

Felek sen ne feleksen
Bağrım ettin elek sen
Aldın gül yüzlü yari
Daha neme gereksen

Elbet yüzüm gülecek
Bülbül güle erecek
Bu karanlık günlerim
Bir gün sonu gelecek

Ağla gözlerim
Sızla gözlerim
Ben felek vurgunuyum
Ağlar gezerim

Herkes bahtiyar felek,
Talihi yaver felek
Beni bir gün görmeden
Ettin ihtiyar yar felek

Birileri zılgıt çekse, bassam tetiğe ardı ardına… Öyle işte.

Dünyayı topyekun yok sayıyor, elinin tersiyle itiyor artık, 
Aldın gül yüzlü yâri
Daha neme gereksen 
diyor. Kaybettiği yahut kazanmayı beceremediği şeylerin pahasını buyrun siz düşünün.

Mezara kadar mı demiştik yazının başında? Evet evet, öyle demiştik.

Toprak olmaz bende tenden başkası
Bunca  sevmez seni benden başkası
Ölürsem kabrime gelmesin, istemem
Gelmesin kabrime senden başkası

Pek bi arabesk oldu sanki, değil mi? Olsun olsun, varsın arabesk olsun. Başta söylediğimiz neydi? Yüz mü insan olan, öz mü? Sevdasına sadık olan birinin, ölse bile sevdasına sadakatini anlatışına arabesk diyemeyiz. Herkes kendi bulunduğu cemiyet, aldığı eğitim ölçeğinde tanım yapar, tarif yapar yahut sanat icra eder. Henüz otuz yaşına bile gelmeden divanını tamamlayan Şeyh Galip gibi medrese eğitimi alsa, belki bu şairde aruz vezni ile yazacaktır şiirini, kim bilir. Şeyh Galip’ten bahsedişim de boşuna değil. Bir örnek te O’ndan vermeye niyetlendim, vesile oldu bu şiir, yadettik merhumu.

Ben ne hacet ki diyem, ruhi revanımsın benim
Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim

Çorbaya çevirdik işi biraz, divanla başladık, halk şiiriyle devam edip, arabeskle tamamlayacağız gibi görünüyor ama olsun. Nihayet kalitenin tanımını yapmak istedik. Saygın sevdaların nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalıştık. Hurdacı gibi ne bulursa paslı pisli satın alan değiliz, eskicilik bizim işimiz. Eskimiş ama kıymeti artmış, daha da değer kazanmışı bulup çıkarmak.
Pazara kadar değil, mezara kadar olanla işimiz.
Bir yanımız heriftir bizim. Treni kaçırırız, soran olursa da, kovdum gitti, deriz.

Tumturaklı laflarla da konuyu bağlamaya gerek yoktu, patır kütür anlattık. Biraz kafasını gözünü yaralasak da, anlatmak istediğimizi anladınız.

Nabi ile şimdilik konuyu bağlayayım fakat son noktayı, son sözü Nesimi’ye bırakayım.

Bende yok sabrı sükun, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre.

Metnin başlığı neydi efendiler; Sırtımın kaşıyamadığım yeri… Bilmem anlatabiliyor muyum.
CİDDEN KAŞINIYORUM…

Ben melamet hırkasını
Kendim giydim eynime
Ar u namus şişesini
Taşa çaldım kime ne

Gah çıkarım gökyüzüne
Seyrederim alemi 
Gah inerim yeryüzüne
Seyreder alem beni

Gah giderim medreseye
Ders okurum Hak için
Gah giderim meyhaneye
Dem çekerim kime ne

Sofular haram demişler
Bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim
Günah benim kime ne

Ben yitirdim ben ararım
Yar benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma
Gül dererim kime ne

Nesimi'ye sordular ki
Yarin ilen hoş musun 
Hoş olayım olmayayım 
O yar benim, kime ne
(NESİMİ)
 www.turkiyebulteni.com






FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER MEDYA Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI