Bugun...


Tayfun ÜNAL


Facebookta Paylaş









17 AĞUSTOS ve 12 KASIM
Tarih: 17-08-2019 08:39:00 Güncelleme: 17-08-2019 08:39:00


20 yıl olmuş, tamı tamına yirmi yıl. 23 yaşımdaydım. Allah bir daha yaşatmasın. Hatırladıkça içim yanıyor. 

Deprem yalnızca binaları yıkmadı, ruhlarımız da yıkıldı, ruhlarımız da göçük altında kaldı. Biliyorduk, kimse bizi anlamıyordu. 
O dönemime ait destek olanları ve destek olmayanları hiç unutmadım. Hepsi de iki ayrı liste olarak kaldı aklımda. Neyse...
Sağımda duran yeşil sahra çadırı, ilk ve son lojmanım. Uyurken fareler yatağımın içine girmeye başladığından, iki ay sonra Sadullah BOSTANOĞLU’nun gönderdiği 12 m2 sunta kulübeye sığıştık. Solumda duran beyaz çadır, öğretmenler odamız. Arkamızdakiler ise sınıflarımız. Yerdeki iki bidon ise su; geceleri buz tutmadığı takdirde, sabah kalkınca elimizi yüzümüzü yıkamak için kullandığımız. Yanımdaki sevimli, şirin, her biri can yoldaşım olanlarda ilk öğrencilerim, depremzededaşlarım. Yoğunlaştırılmış eğitim uygulanıyor, haftada 48 saat ders yapıyoruz. Egzersiz ve diğer faaliyetler de cabası. Öğretmeniz ya, öğrencilerimiz olumsuz duygular yaşamasın diye depremden ve sonrasındaki zorluklardan hiç etkilenmemiş rolü yapıyoruz. Artçı sarsıntıları bile eğlenceli hale dönüştürme yolları geliştiriyoruz.
Derme çatma bir tuvalet yaptık bahçeye. Hem öğrenciler kullanıyor hem de biz. Yağmur kar yağıyordu ayakkabılarımızın içine, naylon gerdik çadırın önüne. İçeri alsaydınız ayakkabıları, diyeceksiniz. Salon, mutfak ve yatak odamız olarak kullandığımız, hepsi hepsi 16 m2 lik yere botlarımızı almak hiç hoş olmuyordu. Askıdaki şaşal şişede suyumuz donuyordu. En düşük hızla esen rüzgarda bile çadırımız sallanıyor, sabaha kadar defalarca uykudan uyandırıyordu. Ve bunlar, hiç aralıksız, her gün oluyordu. 
Neyse, hikayesi, anlatılası çok şey yaşadık...

Gel zaman git zaman MEB tayin hakkı verdi bize. Baktım herkes dilekçe yazıp tayin istiyor, ben de yazdım. Onay için ilçe müdürlüğüne gittim. Yeğenleri ve kardeşi göçük altında kalıp hayatlarını kaybetmiş olduğu için üzgün ilçe müdürüme evrağımı imzalattım. Kapının önüne çıkınca kızdım kendime, hepsini yırtıp çöpe attım ve Düzce’den ayrılmaktan vaz geçtim. 16 ay Düzce de kalıp, gururla görevlerimi ifa ettim. 
Depremde kimileri akrabasını kaybetti, kimileri kol ve bacaklarını, kimileri mal ve eşyalarını, kimileri umutlarını, kimileri geleceğini, kimileri geçmişini. Anlatmakta zorlandığım tek konu maalesef deprem ve sonrasında yaşadıklarım. Biliyorum, fotoğrafa bakıyorsunuz ve her şey normal görünüyor. Biliyorum, tatilde deniz kenarına kurulan çadır eğlencesi havasında görünüyoruz. 
Aslında anlatmaya çalışmak bile istemiyorum. 
Aklıma geldikçe içim yanıyor.
Allah bir daha yaşatmasın.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
YUKARI