çanakkale escort Aydın escort muğla escort tekirdağ escort manisa escort balıkesir escort trabzon escort elazığ escort ordu escort kütahya escort ısparta escort rize escort maraş escort yalova escort giresun escort yozgat escort tokat escort şanlıurfa escort sivas escort batman escort erzurum escort sinop escort kırşehir escort karaman escort kırıkkale escort bolu escort amasya escort niğde escort uşak escort edirne escort çorum escort osmaniye escort zonguldak escort van escort erzincan escort

sakarya escort sakarya escort sakarya escort serdivan escort webmaster forum

serdivan escort serdivan escort serdivan escort hendek escort ferizli escort geyve escort akyazı escort karasu escort sapanca escort

izmir escort
gaziantep escort
bolu escort edirne escort zonguldak escort cankiri escort corum escort amasya escort burdur escort bilecik escort trabzon escort isparta escort afyon escort canakkale escort sakarya escort corlu escort usak escort sile escort ayvalik escort balikesir escort rize escort kirsehir escort karabuk escort yalova escort aydin escort usak escort kutahya escort burdur escort malatya escort agri escort urfa escort van escort corum escort erzurum escort adana escort maras escort yozgat escort giresun escort kastamonu escort artvin escort bilecik escort karabuk escort karaman escort kirsehir escort manisa escort kusadasi escort cankiri escort kirklareli escort kirikkale escort sinop escort tekirdag escort kocaeli escort kilis escort osmaniye escort diyarbakir escort batman escort siirt escort mus escort bartin escort sivas escort sincan escort gorukle escort
Bugun...


Prof. Dr. Namık Kemal OKUMUŞ

facebook-paylas
Daha İyi Bir Hayat İçin Tanıdık Refleksler
Tarih: 14-10-2021 14:22:00 Güncelleme: 14-10-2021 14:22:00


 

Derler ki; “İltifat ağyaredir, dost acı söyler.” İşbu tespitten hareketle, özellikle gidişattan haz duymayan bizler için kulağa küpe sadedinde olması gereken bazı tespitleri yapmak suretiyle, hem dostlarımıza ve hem de kendimize bazı şeyleri söylemenin vakti gelmiştir diye düşünmekteyiz. Üstelik de bu uyarı ya da tespit cümleleri, yaşayan hayatın kendi dinamiklerinden alınmak suretiyle, değişik yer ve yordamlardaki tecrübeleri ihata ettiği söylenmelidir. Belki de tez elden aklımızın başımıza gelmesi için bu tür değişik tecrübelerin söz konusu olması lazımdır. Ve dahi gündeme gelen bu sözlerin yaşayan ve tecrübe edilen bir veçhesi de bulunmaktadır ki, bizlere uyarıcı makamdan konuşan vasfı da bu niteliğidir diyebiliriz.

Değerli okuyucu, “Yolda Bulduklarım” teması ile sizlerin gündemine misafir olacak olan bu çalışma, değişik ve zengin okumaların sonrasında bizlere katkı sunan bazı değerli tespitleri gün ışığına çıkarmayı hedefleyen derli toplu bir çalışmadır diyebiliriz. İşte bunun için yıllarca yaptığım okumalardan arta kalıp not edindiğim bazı tespitleri sizlerin değerlendirmesine sunmak ayrı bir huzur kaynağı olabilecektir. Hem, sürekli olmasa da zaman zaman bu gibi okumaların zihin açıcı bir yönü olduğunu da unutmamak lazımdır.

Daha bu aşamada “olmazsam sen gibi, ederim seni ben gibi” düsturunun hâkim olduğu bir olgudan bahsedebiliriz. “AB Film Destekleme Fonu/Kurulu, senaryolara müdahale edip, eşcinsellik, birlikte yaşama, şiddet, kültürel eleştiri vb. gibi farklı kriterler koyduğu söylenir. Özellikle F.Ö ve M. K. Filmlerinde bunun yansımaları çok açıkça görülmektedir.” Bu duruma göre özellikle yeni nesil üzerinde hüküm süren sinema/dizi dilinin dünün değerleriyle kavga eden hatta düşman olan yeni bir nesil konsepti yaratacağını akıldan çıkarmamak lazımdır. Dünyanın gidişine bakılacak olursa bu senaryonun sadece sinemada değil hayatın hemen her köşesinde belli bir zindelikle işlendiği aşikârdır.

Millet olma şuurunun ortak bilinç oluşturma hedefinden geçtiğini gösteren şu tespite şahit olmak, elâlemin kendisini tanımlamada neleri ve nasıl kullandığını açıkça göstermektedir: “ABD’de 80’lere kadar filmlerde ABD Bayrağı, Çan/Kilise/Papaz, Milli Marş gibi ortak değerlerin gösteriminin zorunlu olduğu bir süreç yaşanmıştır.” Yaşı o günlere şahitlik edenlerin bahsedilen durumu daha bir açıklıkla tespit edeceklerinden kuşku yoktur.

Müslümanların geri kaldıkları konuların başında “Din ve Sinema” olgusunun gücünü henüz tespit edememeleri olduğu muhakkaktır. Çağrı Filmi’nin bu bilince az da olsa katkı sunan güçlü bir proje olduğu, adeta kuşa çevrilen tarihsel gerçeklikler özelinde yine de kazanımı yüksek bir yapım olmasını engellememiştir denilebilir. Benzer şekilde, Ömer Muhtar filmi de hem özgürlük, hem dindarlık ve hem de bağımsızlık değerlerinin sinema diliyle ne denli etkin bir şekilde anlatıldığına dair son derece etkin bir çalışmadır. O yüzdendir ki, zamanın dilini hayata taşıyan ve de son derece etkin bir şekilde sunan sinemanın gücünü keşfeden akıllı bir nesle ne denli ihtiyacımız olduğu apaçıktır.

Sözün bu yerinde Antik İyonya’nın en önemli düşünürlerinden olan Sisamlı Pythagoras (MÖ 570-495)’a kulak verme zamanı gelmiş gibidir: “Sükut, manasız sözlerden daha faziletlidir.” Yani sükut, bela/ibtila da deneme ve imtihan denilen süreci son derece faydalı ya da korunaklı bir şekilde geçirmemizi temin eden iradeli bir tercih olmalıdır. Belki de Fransız romancı, deneme yazarı ve eleştirmen Marcel Proust (1871-1972)’un serzenişinde olduğu gibi “Her şey kaybedildiği zaman bizi kurtaracak uyarıyı getirdiler” dememek için beşer olarak sükut kisvesini giymek zorunda olduğumuz zamanları iyi tefrik etmek durumunda olduğumuzu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Ve dahi, dünün dünyasında sıradan bir uygulama olan ve adına “beşinci kol faaliyeti” denilen çabanın insan ve toplum hayatındaki etkinliğine bakacak olursak, bahsedilen olgunun kendi şartlarında ne denli verimli bir tercihe dayandığını daha yakından görebiliriz. İşbu olgunun serencamına göre: “Dört koldan Madrid’e yaklaşıyoruz. Beşinci kol da şehrin içinde bizi bekliyor.” diyen General Franko ya da Mola’ya ait olan milliyetçi kuvvetler, Komünist ya da sol güçlerin elinde olduğu Madrid’e ilerlerken (1936) adeta zafer cümlesini telaffuz ederek, içeride düşmanın emrindeki adamlar ya da ajanları ancak bu kadar bariz bir şekilde deşifre edebilirdi. Haddizatında son derece karmaşık bir tercih olarak dursa da, hayatın ritmi gereği hemen her durumda beşinci kol faaliyetlerinin devamını görmek, beşerin derin planlarının olduğu her yerde insana hiç de yabancı bir tercih olarak gözükmemektedir.

Dünyayı yönettiğini iddia eden erkeklerin kendilerine hayat bahşeden kadınlar konusundaki tutumlarına bakacak olursak, yaşadığımız ortamlarda neden barış içinde olamadığımız ve de kadınların neden adeta erkek düşmanı ve de muhalifi gibi durduklarını anlatan bazı tespitler bulunmaktadır. Bunlardan birisine göre: “Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansının (FRA) araştırma sonucuna göre, AB’de her üç kadından biri fiziksel ve cinsel şiddet görüyor. Bu sonuç, yaklaşık 62 milyon kadın denmektir. 13 milyon kadın, araştırmadan bir yıl önce şiddet görmüş, bunların 3 milyon 700 bini bir yıl içinde cinsel şiddet görmüştür. Danimarka’da her 100 kadından 52’si 15 yaşından beri en az bir defa fiziksel ve cinsel şiddet görmüş. Bu oran Finlandiya’da %47, İsveç’te %46, İngiltere ve Fransa’da %44. OECD’nin 2019 Tek Bakışta Toplum Araştırması raporuna göre Türkiye kadına şiddette birinci sıraya yerleşmiştir. (Ali Aydın, Karar, 21. 12. 2019).

Bu sonuçların dünyaya barış getireceğini kim ileri sürebilir. Hem, kadına şiddet gösteren erkek ya da kadınların kendi hemcinslerine gösterdikleri şiddeti ise hesaba dâhil ettiğimizde insandaki yıkıcılığın kökenlerine ulaşmak zor olmasa gerek. Ancak her şeye rağmen insanı Yüce Allah’ın ahlâk kriterleri çerçevesinde eğittiğimizde ortaya çıkan manzaranın “dünyadaki cennet” olduğu ve bu oluşumdan her iki cinsin de son derece etkin bir şekilde yararlandığını unutmamak lazımdır.

İşte din bunun için hayatın her aşamasında “insanı eğitici” öğütlerini eksik etmemektedir. Onun bize lazım olan vasfı, bizim ona olan ihtiyacımızı tanımlayan ve de mutlak surette vazgeçilmez temel bir düstura işaret etmekte olduğunu yaşayarak öğreneceğiz. Bu adım ya da beklentinin ise insanı yaratan gücün ona güvenme konusunda ne denli haklı olduğunu göstermektedir. Zira eğitilen ve ahlâkî donanımlarla bezenen insanın dünyayı değiştirici ana karakter olabileceği kuşkusuzdur. Bu güvendir ki, insanı her kusuruna rağmen yine de yaratılan bütün varlığın bir adım önüne geçirmiştir.

İnsan ve para ya da menfaat ilişkisinin zaman zaman sorunlu olmasından hareketle, insanı yaratılış değerlerinden uzaklaştırma potansiyeli olan bu sorunu çözen tek unsurun ahlâk olduğu kuşkusuzdur. Bizim anlayışımıza göre ahlâkın en değerli ve etkin yaptırım alanı, onun Yüce Allah tarafından onaylanmış ilke ve tutumları içermesidir. Dolayısıyla ahlâk ve dindarlığın orijinalinde benzer değerlerden beslendiği hatta din denilen olgunun ahlâkî değerleri teminde “araç” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tabiidir ki ahlâk denilince Yüce Allah’ın insandan istediği ve de beklediği olumlu kazanımlar kümesinden bahsettiğimizi unutmamalıyız.

Bu tespitleri destekleme mahiyetinde olan şu haberin sadece kurumsal kişiliklerin değil, neredeyse bütün insanlığın kazanımı olan kalıcı değere dönüşmesi istenmelidir. Haberin aslı şöyledir: “4 Aralık 2019’da Resmi Gazete’de yayınlandığına göre Faizsiz Finans Kurumu denetçilerinde aranacak vasıfların 1. Maddesi “Allah’tan korkar” şeklinde düzenlenmiştir. (Akif Beki, Karar, 20. 12. 2019). İyi niyetli olma pahasına, haberde bahsedilen kazanımın yöneticisinden memuruna değin insanlığın geneline teşmil edilmesini beklemek, her halde uzak bir kazanım olmasa gerek.

İnsan din, insan ahlâk ve insan toplum ilişkisini merkeze alan bu bahsi bitirirken büyük filozof Kindî’ye kulak vermezsek eksik bir iş yapmış olacağız. Şimdi söz Kindî’nindir: “Çünkü bir şeyin ticaretini yapan, onu satar, sattığı şey ise artık kendinde değildir. Kim din tacirliği yaparsa, onun dini yoktur. Gerçek varlığın hakikatinin bilgisini edinenlere karşı çıkan ve onları “küfür” ile itham edenin, din ile ilişkisi kalmamıştır.” (Kindî, Felsefî Risaleler, çev. M. Kaya, İstanbul 2002, s. 142).





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
YUKARI