Bugun...


Av. Şerif Aydın


Facebookta Paylaş









YSK KARARI İMAMOĞLU’NA KAYBETTİRMEZ
Tarih: 06-05-2019 13:38:00 Güncelleme: 06-05-2019 13:38:00


   31 Mart 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonrası yaşanan süreç, muhtemelen uzun yıllar unutulmayacak. Seçimin üzerinden 35 gün geçtikten sonra hala Ülkenin bir numaralı gündemini işgal ediyor olmasını ise muhtemelen siyaset bilimi kitapları derinlemesine inceleyeceklerdir. Seçimlerle ilgili bundan sonraki sürece geçmeden önce bu günlere nasıl geldiğimizi hatırlamakta yarar var.

 

                            Partiler, siyasi ve ideolojik görüşlerini bir kenara bırakarak ittifak yapmaya Gezi ve 17-25 Aralık hadisesi sonrası 30 Mart 2014 Belediye seçimleri ile başladılar. Ankara’da Mansur Yavaş’ın CHP ve MHP’nin ortak adayı olarak seçime girmesi ve seçimi kıl payı ( 30.000 oy ile) kaybetmesi bugünlerin ilk adımı olarak bilinmekte. O seçimde MHP seçmeninin yüzde 60’ı ile HDP seçmeninin yüzde 80’i Mansur Yavaş’a oy vermişti. Yine aynı seçimde CHP’nin İstanbul adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na MHP ve HDP seçmeninin yarısı oy vermişti. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 7 Haziran 2015 milletvekilliği seçimlerinde atılan bu temel üzerinden devam edildi. CHP tarafından uygulanan ‘Her evden HDP’ye 1 oy’ politikası ile 7 Haziran’da HDP güçlü bir şekilde Meclise taşındı ve Ak Parti iktidarı tam da hedeflendiği gibi sallandı. Yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP ile ittifak yapan MHP, işin içine HDP de girince geri adım attı. Bahçeli sayesinde sallanma yıkıma dönüşmeden sarsıntı atlatıldı. Bahçeli olmasaydı 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası Ak Parti dönemi bitmiş olacaktı.

 

                                 Bahçeli’nin HDP karşıtlığı partisinin bölünmesi ve İyi Parti’nin ortaya çıkması ile sonuçlandı. Sonrasında 1 Kasım 2015 tekrar seçimleriyle doğrulan Ak Parti, karşıda oluşan blok nedeniyle 2 aşamalı bir yol haritasına girdi. Bunların birincisi MHP ile birliktelik, ikincisi ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini hayata geçirmekti. Bu yol haritası başarıya ulaştı Fakat; yolun sonunda seçim barajı gayrı resmi olarak yüzde elliye çıkmış oldu. Ayrıca 2014 seçimleri ile başlayan Erdoğan karşıtlığı ortak paydasında toplanış çok daha konsolide hale geldi. 24 Haziran Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri Ak Parti ve Erdoğan tarafından küçük bir farkla da olsa kazanıldı. Ancak karşı bloktaki birliktelik artık iktidarı tehdit edecek boyutlara ulaşmaya başlamıştı. Genel seçimlerdeki seçim aritmetiği ile Yerel seçimlerdeki aritmetik oldukça farklıdır. Yani bu yerel seçimdeki oy dağılımı milletvekilliği seçimine göre olmuş olsaydı Ak Parti, İstanbul-Ankara-Adana-Antalya-Mersin gibi yerleri kazanamamış olmasına rağmen 600 milletvekilliğinden muhtemelen 300’ün üstünü almış olacaktı. Fakat zaten zayıf olduğu İzmir’de ya da zaten güçlü olduğu Konya’da MHP ile belediye seçimi için ittifak yapmış olmasının hiç bir getirisi olmamıştır. Üstelik Cumhurbaşkanlığı seçimi için kullanılan bu ittifakı sürekli hale getirerek hem karşı bloğu bir bütün hale getirmiş, hem de kendi adayı ile kazanabileceği ( örneğin Adana gibi) yerleri kaybetmiştir. Buna ekonomik anlamdaki girilen darboğaz ve seçim sürecindeki varoluşsal söylem ile dışlayıcı dil de eklenince mağlubiyet kaçınılmaz olmuştur. Nitekim Cumhur İttifakından çok önce başlayıp kapalı kapılar ardında ve kaçamak cevaplarla geçiştirilen karşı blok ittifakı,  Cumhur İttifakının sürekli hale gelmesi sayesinde kimi yerlerde Saadet Partisi de eklenmek suretiyle ( Şanlıurfa) seçmen tabanlarının kabulü ile serbestçe hareket edebilmiş ve başarıya da ulaşmıştır. Bu başarıyı sağlayan temel parametre, HDP seçmeninin bir bütün olarak CHP’ye kanalize edilebilmiş olmasıdır. Bu ilginç durum ayrıca incelenmeli ve önemi nedeniyle başka bir yazıda değerlendirilmelidir.

 

                                    Bu hatırlatmalardan sonra İstanbul seçiminin geleceğine bakmak gerekir. İlk açıklanan farkın geçersiz oyların sayımı ile yarıya düşmesi dahi seçimler üzerinde kuşku uyandırmaya yetiyor. İlçe belediyesine 10.000 oy verilen sandıklarda büyükşehir oyunun bini bulamaması, sandık görevlilerinin önemli bir bölümünün kamu görevlisi olmaması, sandık kurulu görevlileri hakkında başlatılan soruşturmalar seçimlerin yenilenmesini gerektirecek düzeyde usulsüzlüklerdir. İstanbul seçimlerinde organize bir usulsüzlük yapıldığı mevcut verilerden anlaşılmakta ve seçimin iptalinin de gerektiğine ilişkin somut verilerin varlığına ilişkin kanaat oluşturmaktadır. Ancak bu durum adaleti sağlamaya yetmeyecektir. 17 gün boyunca bir ilçenin oylarının sayılamaması ( Maltepe) ve bir ayı geçen seçim süreci sonucunda verilecek iptal kararı bu saatten sonra sadece kanuni olur ama adalete uygun olmaz. Buradaki adalet, kanun maddelerini uygulamaktan ziyade toplum vicdanına uygun olan davranıştır. Öyle veya böyle İstanbul’daki 4 milyon seçmen ile birlikte Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde ellisi İmamoğlu’nun seçimi kazandığını kabul etmiş durumda. Ak Partili bir kesimin dahi iptal halinde haksızlık yapıldığına yönelik düşünceleri olacaktır. İptale yönelik bir kararı bu insanlara hiç kimse kanun maddeleri ve gerekçeleri ile anlatamaz, anlatsa bile ikna edemez. Biliyoruz ki; Adalet konusunda şüphe olması mülkün sallanması için yeterlidir. Üstelik Seçim tekrarında İmamoğlu yeniden kazanırsa ayrı bir rezalet olur ki bu da yine kayıp olarak Ak Parti hanesine daha doğrusu Erdoğan hanesine yazılır. Seçimin tekrarı CHP ile Ak Parti arasında olmaz, İmamoğlu ile Erdoğan arasında olur. Belki tekrar seçimi İstanbul’u Ak Parti’ye kazandırır ama sonrasında ise çok daha fazlasını kaybettirebilir. Belki de gerçekten bir proje olarak bu günlere hazırlanmış olsa da İmamoğlu’nun yenilmesi gereken yer toplumun vicdanı olmalıdır. Geçen yıl bu vakitler Ülke nüfusunun yüzde 98’den fazlasının ismini dahi duymadığı bir kişinin, bugün yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın en büyük ve en potansiyelli rakibine dönüşmüş olması gerçeği ortada duruyorken ayrıca mazlum kimliği yüklemek büyük hata olacaktır. Karşı bloğu daha da güçlü hale getirecek ve toplumdaki Adalet duygusunu sarsacak hamleler yerine, sonuçlar üzerine daha sağlıklı değerlendirmeler yapmak, daha kucaklayıcı dil geliştirmek, yüklerinden kurtulmak ve hatalarından ders çıkarmak Ülke geleceği için daha faydalı olacaktır. Anlamını kaybeden hiç bir şeyi geri getirmeye çalışmayın demiş filozoflar... 

 

                               İktidar olmak muhalefet olmaktan daha zordur. İktidar yorucudur, yıpratıcıdır, güç kaybettiricidir. Akbil kartlarının 50 TL’ye düşürülmesi hamlesine ‘Madem öyle 40 TL olsun’ gibi ergence karşılıklar verilmediği sürece zaman herkesin kalitesini de kapasitesini de ortaya çıkartacaktır. Ve tekraren; İmamoğlu’nun yenilmesi gereken yer YSK Kararı veya buna karşılık yapılacak tekrar seçimi değil, toplumun vicdanı olmalıdır.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
YUKARI