Bugun...



Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan İle özel Röportaj

Tarih: 19-12-2018 20:42:11 Güncelleme: 20-12-2018 13:37:11 + -


Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan www.turkiyebulteni.com'a özel açıklamalarda bulundu.


Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan İle özel Röportaj

 

Sayın Geylan, eğitimin ve eğitimcilerin çok sayıda sorunu var. Ancak bunlardan belki de en önemlisi öğretmenlere ve eğitim çalışanlarına uygulanan şiddet. Eğitim çalışanlarına şiddet olayları her geçen gün artmaktadır. Bu konuda sizin hazırladığınız kanun teklifi olduğunu biliyoruz. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin önüne geçmek için ne tür tedbirler alınmalıdır?

Türkiye’de eğitim çalışanlarına yönelik giderek yaygınlaşan ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuran şiddet olaylarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Gün geliyor bir öğrenci öğretmenini bıçaklamakta, veliler ellerinde sopalarla öğretmenlere meydan dayağı atmaktadır.  Öğretmenler görevleri başında dövülmekte hatta öldürülmektedirler. Artık son noktada, sözün bittiği yerdeyiz. Bu ülkenin öğretmenleri, gelecek nesilleri yetiştirmektedir. Nedeni ne olursa olsun şiddetin hiçbir türü, hiçbir kimseye karşı ve hele hele öğretmene karşı asla mazur görülemez. Eğitim çalışanlarımıza uygulanan şiddetin temelinde; öğretmene olan saygı ve sevginin azalmasının payı elbette çok büyüktür. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" diyen bir medeniyetten bu noktaya nasıl geldiğimiz tartışılmalıdır. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" diyen bir medeniyetten bu noktaya nasıl geldiğimiz tartışılmalıdır. Eğitim çalışanlarına şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması, çözüm yollarının bulunması ve şiddeti önleyici politikaların oluşturulması son derece önemlidir. Bu sorun sendikamızın 24 Kasım öğretmenler günü anketine de net olarak yansımıştır. Ankete katılanların yüzde 29.3’ü okulda/okul çevresinde şiddet gördüğünü ifade etmiştir. Şiddete maruz kalanların yüzde 54’ü sözlü, yüzde 38.7’si psikolojik, yüzde 7’si fiziksel, yüzde 0.3’ü de cinsel şiddete uğradığını söylemiştir. Şiddete maruz kalan öğretmenlerin yüzde 67’si öğrenci/velinin şiddet uyguladığını belirtmiştir. Öğretmenler en çok veli ve öğrenciler tarafından şiddete uğrarken, büyük bölümünün de şikâyetçi olmaması dikkat çekicidir. Ancak ankete katılan öğretmenlerimizin yüzde 99’unun yasal koruma atına alınmak amacıyla kanun çıkarılmasını destekleyeceğini belirtmesi çok önemlidir.

Türk Eğitim-Sen olarak talebimiz; eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin önüne geçmek amacıyla “Şiddeti Önleme Kanunu çıkarılması, Türk Ceza Kanunu’nda eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti caydırıcı nitelikte yeni düzenlemeler yapılarak; bu eylemlerin, kamu hizmetini engelleme, vatandaşın eğitim hakkını kullanmayı engelleme ve bunun sonucunda insan hayatının riske atılması gibi suç tipleri başlıkları altında değerlendirileceği yasal düzenlemeler yapılması, cezaların artırılması ve verilen cezaların ertelenmemesinin sağlanmasıdır. Zira eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti artıran unsurlardan birisi, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da önemsenecek bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve kamu sağlığını bozduğu için de ayrıca cezalandırılacağı düşüncesinin oluşturulması, önleyicilik açısından önemli bir adım olacaktır. Ayrıca; eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu kurulmalıdır. Okulların hemen hemen hiçbirinde güvenlik görevlisi bulunmamaktadır. Okullarımıza özel güvenlik görevlisi hizmet alımı için gerekli ödenek ve yetkiler verilmelidir. Eğitim çalışanının tehdit altında olduğu durumlarda; eğitim çalışanı ve ailesinin korunmasına yönelik düzenlemeler getirilmelidir.

 

Türkiye’de öğretmen atama sayısı yeterli mi? 2019 yılı için talebiniz nedir?

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Bakanlığın öğretmen ihtiyacının 97 bin 31 olduğunu açıkladı. 2019 yılında atanacak öğretmen sayısı ise 20 bin. Kaldı ki Bakanlık, 2018 yılında da Ak Parti iktidarının bugüne kadarki en az atamasını yapmıştır. 400 bin öğretmen atama beklerken, 100 bine yakın öğretmen açığı varken, geçtiğimiz eğitim-öğretim yılı verilerine göre 63 bin 656 ücretli öğretmen görev yaparken, 2019 yılı için 20 bin atama yapılacağının açıklanması hayal kırıklığı yaratmıştır. Bakınız ülkemizde ücretli öğretmen görevlendirmesi büyük bir sorundur. Ücretli öğretmenler derslerin boş geçmemesi için görevlendirilen, girdiği ders başına ücret alan, hiçbir özlük hakka sahip olmayan insanlardır. İki yıllık yüksek okul mezunları dahi ücretli öğretmen olarak görevlendirilmektedir. Sendikamız her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretli öğretmen araştırması yapmaktadır. Şu ana kadar elimize ulaşan veriler bu sayının bu yıl daha da arttığı yönündedir. Valiliklerden gelen bazı rakamları paylaşmak istiyorum: 2017-2018 yılında ücretli öğretmen sayısı Adana’da 1.141 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında 1.272’dir.  2017-2018 eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmen sayısı Erzurum’da 965 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında 1.030’dur. 2017-2018 eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmen sayısı Kahramanmaraş’ta 1.982 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında 2.125’dir. 2017-2018 eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmen sayısı Kayseri’de 1.151 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında 1.323’tür. 2017-2018 eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmen sayısı Tekirdağ’da 1.387 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında 1.579’dur. 2015-2016 eğitim-öğretim yılında sadece Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelen verilere göre ücretli öğretmen sayısı İstanbul’da 7.140 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Valilikten gelen resmi rakamlara göre 21.821dir. İstanbul’da geçen yıl Valilikten ya da Bakanlıktan bilgi gelmediği için sayı ulaşmamıştır. Görüldüğü üzere ücretli öğretmen görevlendirmeleri neredeyse asal istihdam haline gelmiştir. Buna bir an önce son vermek, yeterli sayıda öğretmen ataması yaparak, eğitimde verimi, kaliteyi artırmak gerekmektedir. Bu minvalde Bakan Selçuk’tan talebimiz, 2019 yılında 20 bin değil, 100 bin öğretmen ataması yapmasıdır.

 

 

Türkiye'ye operasyon yapmayın mesajı

 

Sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımının kaldırılmasına dair bir açıklama MEB’in Vizyon Belgesi’nde yer almadı, sözleşmeli öğretmenlik 3+1 olarak esnetildi. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

 

Sözleşmeli öğretmenlik modern köleliktir. Türk Eğitim-Sen en başından beri sözleşmeli, ücretli öğretmenliğin kaldırılmasını, tüm öğretmenlerin kadrolu ve sadece KPSS’ye dayalı olarak atanmasını talep etmektedir. Ne yazık ki, bu yöndeki uyarılarımız MEB tarafından dikkate alınmamış, MEB 2023 Eğitimde Vizyon Belgesi’nde 4+2 çakılı çalışma modelini 3+1 şeklinde esnetmiştir. Sözleşmeli öğretmenliğin esnetilmesi, bu öğretmenlerimizin aile birliği, sağlık durumu özrü nedeniyle tayin isteyememeleri sorununu devam ettirecek, aileler yine parçalanacak, çocuklar uzun süre anne ya da babalarını görmeden büyüyecek, sağlık sorunları giderek artacaktır. Türk Eğitim-Sen olarak çok net söylüyoruz: Ne 4+2, ne 3+1, ne dubleks, ne de tribleks modeli kabul etmiyoruz. Tek yol; bütün öğretmenlerin KADROLU olarak atanmalarıdır. Ayrıca mülakat da hilkat garibesi bir uygulamadır. Hak ve hukukun çiğnendiği, emek ve kul hakkının yok sayıldığı, tamamen sübjektif değerlendirmelerle, komisyonların takdiri ile puanların verildiği mülakatın kaldırılması bir zorunluluktur.

Şunu önemli belirtmek isteriz ki; öğretmenlere teşvik uygulaması getirildiği zaman zaten sözleşmeli öğretmenlik istihdamına gerek kalmayacaktır. Çünkü, öğretmenler gönüllü olarak mahrumiyet bölgelerine gitmek isteyecekler, bu da öğretmen açığı sorununu ortadan kaldıracak, öğretmen istikrarını sağlayacaktır. Dolayısıyla; MEB, bu kararını bir kez daha gözden geçirmeli ve sözleşmeli öğretmen istihdamını esnetmek yerine tamamen kaldırmalıdır. Artık; Türkiye, 2023 eğitim vizyonuna yakışır şekilde sözleşmeli kölelikten ve ücretli öğretmen kargaşasından kurtulmalıdır. Bu konuda karşı duruşumuz ve mücadelemiz tavizsizce sürecektir.

İl içi özür grubu mağdurları da dram yaşamaktadır. Şöyle ki; Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesi ile Nallıhan ilçesi arasındaki mesafe 300 kilometredir. Erzurum ile ilçesi Olur arası 126 kilometredir. Ankara ile Şereflikoçhisar arası 142 kilometredir. Bu mesafeler iki il arasındaki mesafeden daha fazladır. Öğretmenler aynı gün içinde bu kadar yol gidip gelemeyecekleri için ailelerinden ayrı yaşamaktadır. Bu noktada; MEB il içi sorununu kilometre şartı getirerek çözebilir. Bu konuda MEB’den müjde bekliyoruz.

Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılması en önemli taleplerinizden biri? Bu kanunun öğretmenlik mesleğine katkısı neler olacaktır?

 

Türk Eğitim-Sen’in en önemli taleplerinden birisi Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılmasıdır. Sendikamız bu kanunun çıkarılarak, öğretmenlik mesleğinin şartlarının yeniden düzenlenmesinin sağlanmasını, öğretmenliği herkesin “ben de yapabilirim” diye düşüneceği bir meslek olmaktan çıkarılmasını istemektedir. Nitekim MEB’in Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılması için çalışma başlatacağını açıklaması büyük bir adımdır. Bu kanunun sendikamızın ve eğitim camiasının beklentileri doğrultusunda çıkarılması, toplumda öğretmenliğin statüsünü yükseltecek, saygınlığını artıracak ve öğretmenlerin motivasyonunu sağlayacak, mesleki gelişimlerinin önünü açacaktır. Bu kanun sivil toplum örgütlerinin, sendikaların ve diğer paydaşların görüşleri alınarak, diyalog ve tam mutabakatla çıkarılmalıdır. Şunu da hemen belirtmek isteriz ki, çıkarılacak kanunda, öğretmenlerin hali hazırda var olan haklarının geliştirilerek artırılması yerine, bu haklarına halel getirecek uygulamalara da müsaade etmeyeceğiz. İçeriği itibariyle bir kariyer mesleği olarak öğretmenliğin saygınlığını ve statüsünü besleyecek bir kanun beklentimiz yüksektir.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan İle özel Röportaj

Vizyon Belgesi’nde yer alan okul müdürlerinin merkezi sınavla atanacak olması taahhüttü seçim sonrasına bırakıldı. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

 

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Vizyon Belgesi’nde Hükümetin bir taahhüttü olarak ortaya koymuştu: ‘Okul müdürleri merkezi sınavla atanacak.’ Bizim de istediğimiz buydu, destekledik. Çünkü ilk düğme yönetici atamadır. İlk düğmeyi yanlış iliklediğimiz için eğitimde başarısız olduk. Zira Cumhurbaşkanı’nın sık sık vurguladığı eğitimde başarısızlığın nedeni budur.

Bakınız; Sayın Selçuk’un göreve ilk geldiği andan itibaren olumlu tutum ve söylemleri, öğretmenleri ve eğitim çalışanlarını önemseyen yaklaşımı, paydaşlarla ortak hareket etme isteği bizleri mutlu etmiştir. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’u ziyaretimde, ‘Sizin Milli Eğitim Bakanı olmanız çalışanlarda bir heyecan uyandırdı. Şimdi sıra bu heyecanın, çalışanların motivasyonunu artıran adaletli bir yönetim anlayışı ile MEB’in merkez ve taşra teşkilatlarındaki yerleşik anlayışa da sirayet etmesine geldi. MEB’in taşra teşkilatını sendika, vakıf, cemiyet, dernek görünümlü çeteler işgal etmiştir. Eğer ki bu çetelere müdahale etmezseniz, isterseniz en kâmil programı hazırlayın, akıbetiniz sizden önceki bakanlardan farklı olmaz. Ehil, başarılı, ödüllü yöneticiler sendikal duruşu dolayısıyla tasfiye edildi, okulların yüzde büyük kısmı ehliyet esasına göre tayin edilmiş yöneticilerle yönetilmiyor. Bir okulda okul müdürü kabiliyetli değilse, o müdür, personeli verimli çalıştıramaz ve eğitimde başarıyı yakalayamayız.

Sorunuza dönecek olursak, basına yansıyan haberlere göre, MEB okul müdürleriyle ilgili tasarrufu seçim sonrasına bırakacakmış. Eğer biz vizyonumuzu seçime endekslersek, vay halimize! Bu ülkede seçim biter mi? Daha birinin yaşı kurumadan, yeni bir seçim kapımızı çalıyor. Eğitimin üzerinden siyasetin gölgesini kaldıramaz, eğitimin ve eğitim çalışanlarının ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda pozisyon almayı beceremezsek; Korkarım ki, müesses nizamın, aynı tas aynı hamam devam etmesini engelleyemeyiz. Yazık olur ümitlere, hem de çok yazık olur. Bu nedenle yönetici atama sisteminde yapılacak değişikliklerin seçim takvimine endekslenmesini doğru bulmuyoruz. Yönetici atamalarında mülakat kaldırılmalıdır, yöneticiler merkezi yazılı sınav esasına göre atanmalıdır.

 

Türk Eğitim-Sen’in talebi üzerine Danıştay 8’inci Dairesi “Öğrenci Andı okullarda okutulmalı” dedi ve tartışmalar başladı. Cumhurbaşkanının açıklamalarının ardından MEB temyize başvurdu. Sendikanız da cevabını İDDK’ya iletti. İDDK’nın nasıl bir karar vermesini bekliyorsunuz?

Türk Eğitim-Sen; milli kimliğimize, Türk varlığına sahip çıkarak MEB’in Öğrenci Andı’nı kaldıran yönetmelik değişikliğini Danıştay nezdinde 8 Ekim 2013 tarihinde yargıya taşımış, Danıştay 8. Dairesi de 5 yıl sonra talebimizi haklı bularak, Öğrenci Andı’nın yeniden okullarda okutulması kararı almıştır. Tartışmalar da bu karar sonrasında başlamış, konu Türkçülük tartışmalarına kadar götürülmüştür.

Hatta Danıştay’ın kararının ardından bazı güruhlar anlaşılmaz bir şekilde hatta PKK’dan dahi önce ayağa kalkmış, 81 ilde basın açıklaması yapmıştır. Kamu çalışanlarının bu kadar kazanımı kaybedilirken sesini çıkarmayanların, Hükümetin adeta ARGE kuruluşu, saha kolu gibi çalışanların, söz konusu Öğrenci Andı olduğunda etnik ayrılıkçı terör örgütünden dahi önce ayağa kalkması enteresandır.

2013 yılında Andımız kaldırıldığında, ‘Öğrenci Andı ırkçı söylemler ifade ediyor, toplumu ayrıştırıyor’ dediler. Biz de ‘Sizin algı sorununuz var. Öğrenci Andı tam aksine milletimizi birleştirici bir anlam ifade ediyor. Türküm, doğruyum, çalışkanım diye başlayan ve Ne Mutlu Türküm diyene şeklinde sona eren Öğrenci Andı eğitimin parçasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar Osmanlı’nın son kurmay kadrosu idi. Büyük Atatürk ve yol arkadaşları son Osmanlı kurmayları idi. İmparatorluk bakiyesi üzerine yeni bir devlet kurduklarını çok iyi biliyorlardı. Bu nedenle Atatürk, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’ demişti. Yine Anayasamızın 66. Maddesi, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’ demektedir. Türk, bu topraklarda herhangi bir etnik köken tanımı değildir.’ demiştik. Tüm bu açıklamalarımıza rağmen Andımızı kaldırdılar.

Atatürk “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesini ilk kez 29 Ekim 1933 yılında 10’uncu Yıl Nutkunda söylemiştir. Bu ifadeden neden gocunulduğunu anlamak mümkün değildir. Kaldı ki Öğrenci Andı’nda yer alan “Ne mutlu Türküm Diyene” ifadesinin yanı sıra “Türküm”, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” ifadelerinin hiçbiri etnik ayrımcılık içermemekte, ırka mensubiyeti ifade etmemekte, sadece milli kimliği vurgulamaktadır. Bugüne kadar çağ kapatıp, çağ açan Türk milleti tarihinin hiçbir döneminde ırkçı olmadığı gibi, aksine her dönemde kucaklayıcı olmuştur. Öğrenci Andı da tıpkı Atatürk’ün sözlerindeki gibi kapsayıcı ifadeler içermektedir.

Öğrenci Andı ne yazık ki 2013 yılında çözüm adı verdikleri bize göre çözülme olan sürece kurban edilmiştir. MEB’in önceki hafta Danıştay’a sunduğu temyiz dilekçesinde yer alan “Yapılan değişiklikle (2013 yılında kaldırılan Öğrenci Andı değişikliği kastediliyor)  toplumumuzun geçirmiş olduğu sosyo-kültürel değişimler neticesinde andımızda yer alan ifadelere dair yanlış anlaşılmalara sebep olacak yaklaşımların önüne geçilmesi amaçlanmıştır” şeklindeki ifade de bunu doğrular niteliktedir. MEB’in Danıştay’a gönderdiği 11 sayfalık dilekçenin geri kalanının tamamı laf kalabalığıdır aslında. 2013 yılında Öğrenci Andı’nın neden kaldırıldığı bu itiraf cümlesiyle ortaya konulmuştur.

Oysa aynı iktidarın Milli Eğitim Bakanlığı 2009 yılında öğrenci Andı’nı savunmuştu. Hatırlarsanız 2009 yılında bir vatandaşımız, ‘Çocuğumun Öğrenci Andı’nı okumasını istemiyorum.’ diyerek dava açmıştı. Dönemin Adalet ve Kalkınma Partili Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu MEB adına Danıştay’a bir savunma göndermişti. MEB savunmasında, vatandaşımızın iddia ettiği gibi Öğrenci Andı’nın ırkçı söylemler barındırmadığını, Öğrenci Andı’nda geçen Türk ifadelerinin Anayasamızın 66. Maddesinde de yer bulan milli kimlik ifadesi olduğunu belirtmişti. Ayrıca MEB, Öğrenci Andı’nın içeriği itibari ile 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yer alan çocuklarımıza kazandırılması gereken tutum ve davranışlar ihva etmesi itibari ile eğitimin bir parçasıdır’ demişti.

Çözüm süreci geride kalmış, yapılan büyük hatadan dönülmüş, Türkiye normalleşmiştir. Dolayısıyla Hükümetin Öğrenci Andı’nı yeniden okullarda okutulmasını sağlaması gerekmektedir.

Bu noktada sendikamızın açtığı dava neticesinde Danıştay 8’nci Dairesi’nin Andımızın okutulmasına yönelik kararını çok önemsiyoruz. Bu karar, 2013 yılındaki yönetmelik değişikliğini de ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla MEB mahkeme kararı gereği doğrultusunda hareket etmeli ve Öğrenci Andı’nı yeniden okullarda okutmalıdır. Dolayısıyla bu kısır döngü tartışmalar milletimize hiçbir fayda sağlamayacaktır. Başta Hükümet olmak üzere sorumluluk makamlarını işgal edenlere sesleniyoruz: Öğrenci Andı içeriği ve işlevi açısından milletimizin ortak değeridir. Değerlerimizi siyasi/ideolojik tartışmaların merkezi haline getirmeyin.  Öğrenci Andı’nın yeniden öğrencilerimize armağan edilmesini istiyoruz. Türk Eğitim-Sen olarak 30 Kasım günü temyiz dilekçesine cevabımızı İDDK’ya gönderdik. İDDK’nın Danıştay 8’inci Dairesi’nin verdiği hukuki kararı onaması gerekmektedir. İDDK’nın geçmiş yıllarda benzer aldığı olumlu kararlar bulunmaktadır. Dolayısıyla bu tartışma artık kapansın.

Sayın Geylan, bize vakit ayırdığınız için www.turkiyebulteni.com olarak teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Röportaj:Sefer ÇETİNKAYA www.turkiyebulteni.com






FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER EĞİTİM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI